Oyun kurucularımız, aktif saha oyuncularımız derken iskelet sağlığımız için çok fazla gündemde tutulmayan, konuşulmayan ama olmazsa olmaz minerallerimiz ve vitaminlerimize geldi artık konuşma sırası.

İlk olarak kalsiyumun ikiz kızkardeşi magnezyumdan (Mg) bahsedeceğiz. Kemiklerimiz, kaslarımız için olmazsa olmaz mineralimiz olan ama kalsiyum kadar ünlü olmayan, hakkı yeterince verilmemiş bir mineral bana göre. Magnezyum doğada bitkilere yeşil rengini veren kloroplast adı verilen bir molekülün merkezinde yer alan temel elementtir. Minik bir bilgi …
kanımıza kırmızı rengini veren hemoglobin molekülüyle, bitkilere yeşil rengini veren klorofil molekülü yapısal olarak birbirine çok benzer.
Aradaki küçücük farkların yanında, en önemli ayırt edici özellik olarak demir ve magnezyum elementlerinin, moleküllerin merkezinde birbirlerinin yerine geçerek yer almalarını söyleyebiliriz. Yani kanımızdaki hemoglobin molekülünün merkezinde demir, bitkilerdeki klorofil molekülünün merkezinde magnezyum vardır.
Klorofil molekülü doğadaki canlılığın varolmasının temel nedenidir. Bu molekül dünyadaki yaşamın oluşumu ve devamını sağlayan kilit moleküllerden biridir. Bitkilerin oluşumunu dolasıyla besinlerin ve besin zincirinin oluşumunu sağlar. Yoksa dünya üzerinde bizler gibi gelişmiş yüksek yapılı, omurgalı canlıların gelişebilmesi mümkün olmazdı. Klorofilin merkezinde yer alan magnezyumun neden önemli olduğunu canlılık açısından özet olarak anlattıktan sonra sıra geldi iskelet oluşumundaki önemine.
Vücudumuzdaki magnezyumun % 60’ı kemiklerimizde, % 1 kanımızda, geri kalanı yumuşak dokularımızda bulunur. Esas olarak magnezyumun çalışma alanı hücrenin içidir ve özellikle eritrositlerimizde yani kırmızı kan hücrelerimizde bol miktarda bulunur. Son zamanlarda kan tahlillerinde magnezyum ölçümü ve değerlendirmesi yapılırken, artık hücre içi magnezyum yani eritrositlerimizdeki kırmızı kan hücrelerimizin içindeki magnezyum ölçümü yapılmaktadır. Bu ölçümün kanda magnezyum değeri ölçümü açısından daha gerçekçi olduğu kabul edilir.

Magnezyum vücudumuzda bol miktarda bulunan katyondur. Katyon da elektron kaybeden bir atomdur. Yani artı yüklü bir atomdur. Bedenimizde enerjinin üretimi,proteinlerin yapılımı, nükleik asitlerin yani DNA ve RNA sentezlemesi başta olmak üzere yaklaşık 325 tane metabolik reaksiyonunun yani kimyasal reaksiyonun oluşmasını sağlayan aktive edici bir elementtir. Bunu da kimyasal reaksiyonların oluşumunu sağlayan enzimlerin yapısına katılarak gerçekleştirir. Bir kimyasal reaksiyonu gerçekleştiren enzim olmazsa o reaksiyon gerçekleşmez. Reaksiyon durursa sistem durur. Canlılarda sistem durursa yaşam sona erer.
Yediğimiz meyvelerdeki şeker olan fruktozun tek bir molekülünün vücudumuzda metabolize olabilmesi yani işlenip kullanabilmesi için 56 adet Mg molekülüne ihtiyacımız vardır. Vücudumuzda fazlasıyla bir sorun yaşamayız. Sadece ishal oluruz ki hepimizin zaman zaman yaşadığı sıradan bir sorundur bu. Ama eksikliğinde ciddi metabolik yani yaşamsal sorunlar yaşarız. Çünkü metabolizmanın dolayısıyla yaşamın devamlılığını sağlayan şu an bilinen 325 kimyasal işlem yavaşlar ve durma noktasına gelir. Metabolizmanın durması yaşamın sona ermesi demektir.
Magnezyumun vücuttan atılımını kontrol eden organ tabiki böbreklerimizdir. Gelelim iskeletimiz için magnezyumun önemine. D hormonunun karaciğerde aktif form şekli olan kalsidiole yani 25 (OH) D ye dönüşmesi için magnezyuma ihtiyacı vardır.
- Vücudumuzda yeterli magnezyum seviyemiz yoksa ne kadar güneşlensek de gereken D vitamini sentezini istediğimiz oranda gerçekleştiremeyiz. Çünkü D hormonunun işlevsel hale gelmesi için çok yüksek miktarlarda magnezyuma ihtiyacımız vardır.
- Yani magnezyum eksikliği yaşıyorsak D hormonunu sentezleyemeyiz. Kimyasal dönüşüm gerçekleşmez.
- Bize de D hormonu yerine bronz bir ten kalır bu güzel yaz günlerinden armağan.
- D hormonunun yaptık, ama bu da yeterli değildir bizim için. Vücudumuzda çalışabilmesi için hücre içine girmesi gerektiğinden söz etmiştik ya işte, D hormonunun hücrenin reseptörleri yani algılayıcıları tarafından tanınması da hücrelerimizdeki Mg miktarına bağlıdır.
- Magnezyumun harekete geçirdiği hücre algılayıcıları D’yi tanır ve hücre içine girmesine izin verir.
- Çok yüksek D vitamini takviyesi alsak bile, Mg vücudumuzda D hormonunun toksitite oluşturmasını engeller. Zaten Mg ağır metal zehirlenmelerinde de tedavi amaçlıda kullanılan bir elementtir.

Düşük Mg seviyesi beyinde ağır metal birikimine neden olur. Bu da bize alzhemier, demans gibi sorunların temelinde zaten beyindeki ağır metal birikimleri dolayısıyla zehirlenmeleri olduğunu kanıtlamaktadır. Yapılan araştırmalarda bunu bize kanıtlamaktadır. Vücudumuzda yeterli miktarda magnezyum D vitaminin, B6 vitaminin ki kemikler için önemli demiştik ve ayrıca selenyumun emilimini de arttırır. Kemiklerimizde Mg iki şekilde bulunur.
- Bir tanesi kalsiyumla beraber kemik gelişimini sağlayarak kemiklerimizin sağlam ve dirençli kalmasını sağlamak.
- Bir diğeri kemik yüzeyinde bulunan ve gerektiğinde kana salgılanan Mg’dur. Ayrıca B vitaminleriyle birlikte uyku ritmimizin düzenlenmesini sağlar.
Şimdi Na-K pompasını hatırlıyor muyuz? Canlılığın oluşmasını sağlayan, hücrelerimize dolayısıyla bize yaşam veren olay. Şimşek çaktığında açığa çıkan enerji benzetmesiyle bahsetmiştim. Na ve K’un hücre içine ve dışına giriş çıkışlarını hatırlıyoruz sanırım. Bu olayın bize sağladığı yaşam enerjisinden bahsetmiştim. İşte bu olayda hücre zarından sodyum ve potasyumun geçişi sırasında, bu geçiş için gereken enerji sağlayan molekülün çalışmasını harekete geçiren enzimin yapısında Mg elementi vardır. Na-K ATPaz denen bu enziminin çalışması mg varlığına bağlıdır.
Magnezyum düşüklüğü yeterince enerji üretilememesi dolayısıyla yorgunluk, halsizlik oluşumuna da neden olur.
Magnezyumun en önemli işlevlerinden biri de kalsiyumun zıttı olarak çalışmasıdır. Sinir hücrelerinde bekçi görevi görür ve kalsiyumun sinir hücrelerine girmesini önler. Böylece sinir hücreleri kas hücrelerinin kasılmasını engelleyerek, kaslarımızın gevşemesini sağlar. Rahat bir uykuya geçmemizi kolaylaştırır. Böylece kas yorgunluğu, ağrılar, kramplar engellenmiş olur.
Çok yorgun ya da gergin hissediyorsam ya da ertesi güne daha dinlenmiş olarak uyanmak istiyorsam Mg içerek erkenden yatarım. Şimdi bir yığın Mg bileşiği var. Hangisini içelim diye soruyorsanız eğer oksit formu olmasın yeterli bizim için.
Canınız çok tatlı ya da çikolata yemek istiyorsa ve bu devamlılık gösteriyorsa Mg seviyenizi ölçtürün derim. Daha Mg için konuşulacak bir çok konu var. Bu bölümü hazırlarken niyetim K vitaminini de anlatmaktı. Ama magnezyuma hakkını vereyim derken çok uzatmışım. Daha fazla sizleri yormadan bölümü bitirmek istiyorum. Çünkü son yılların özellikle kemik sağlığında parlayan yıldızı olan K vitamini de bir kaç dakikaya sığdırmak bence haksızlık olur. Artık kalsiyum kemiklerimiz için çok önemli cümlesini duyduduğunuzda ama onun ikiz kız kardeşi magnezyum da en az onu kadar önemli diyebilirsiniz.
Sağlıkla kalın sağlık aşkına.

